Değerli Arkadaşlar,
Federasyonumuz bünyesinde yürütülen çalışmalar bu dönemde de yoğun şekilde devam etmektedir. Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen Ulusal Beslenme Konseyi çalışmaları kapsamında gündeme gelen şeker azaltımı konusu, sektörümüz açısından önemli başlıklardan biri olmayı sürdürmektedir. Bu doğrultuda oluşturduğumuz TGDF Şeker Azaltımı Çalışma Grubu ile gerçekleştirdiğimiz toplantılarda birçok konu kapsamlı şekilde ele alınmıştır. Kamu ile yürütülen diyalog süreçlerinin güçlendirilmesi ve sektörün teknik bilgi birikiminin bu süreçlere katkı sunması, temel önceliklerimiz arasında yer almaktadır.
Önümüzdeki döneme ilişkin olarak ise Federasyonumuzun kurumsal yapısını ve sektör içi etkileşimi daha da güçlendirecek adımlar atmayı planlıyoruz. Bu kapsamda, Türkiye gıda sektörünün tüm paydaşlarını tek bir çatı altında buluşturan ve 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan Foodist Fuarı’nı Federasyon olarak her platformda destekliyoruz. Öte yandan, Türkiye’de görev yapan ve ihracat-ithalat açısından kritik öneme sahip ülkelerin Tarım Ataşeleri ile gerçekleştirilecek etkinlikler ve uluslararası buluşmalar aracılığıyla, ticaret ve iş birliği imkânlarını daha etkin şekilde değerlendirmeyi hedefliyoruz.
Halihazırda dünya gündeminin en sıcak başlığı İran-İsrail-ABD gerilimi hepimizin yakından takip ettiği hassas konumuzdur. Yerli ve yabancı ekonomistler, İran kaynaklı jeopolitik gerilimin enerji–gübre–tarım–gıda zinciri üzerinden küresel ölçekte yeni bir enflasyon dalgası yaratma potansiyeline işaret ettiğini ortaya koymaktadır. Petrol fiyatlarının kısa sürede 100–110 dolar bandına yükselmesi ve bazı senaryolarda 120 doların üzerine çıkabileceğine dair beklentiler, özellikle gübre maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken; küresel enerji ve gübre ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki riskler bu baskıyı daha da artırmaktadır. Nitekim uluslararası piyasalarda gübre fiyatlarında %30–40 seviyesinde artış gözlenirken, FAO projeksiyonları 2026’nın ilk yarısında fiyatların %15–20 oranında yüksek seyretmeye devam edebileceğine işaret etmektedir.
Bu küresel tablo, Türkiye açısından çok daha kritik bir anlam taşımaktadır. Gıdanın Türkiye’de tüketici sepeti içerisindeki yaklaşık %25’lik ağırlığı dikkate alındığında, gıda fiyatlarındaki gelişmelerin genel enflasyon üzerindeki belirleyici etkisi açıkça ortaya çıkmaktadır.
Bu çerçevede, İran savaşı kaynaklı küresel maliyet şokunun Türkiye’de halihazırda yüksek seyreden gıda enflasyonu üzerinde ilave bir yukarı yönlü baskı oluşturma riski bulunmaktadır. Enerji ve gübre fiyatlarındaki artışın tarımsal üretim maliyetlerini yükseltmesi; kur geçişkenliği ve lojistik maliyetlerle birleştiğinde bu etkinin daha da güçlenmesine yol açacaktır. Bu gelişmeler, Türkiye’nin son dönemde uygulamakta olduğu dezenflasyon programı açısından önemli bir sınama niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak, küresel ölçekte yaşanan bu gelişmeler Türkiye için yalnızca dışsal bir risk unsuru değil; aynı zamanda enflasyonla mücadeleyi daha karmaşık hale getiren yapısal bir baskı alanıdır. Bu nedenle tarım ve gıda sektörü, baştan sona bir değer zinciri perspektifiyle ele alınmalı; üzerindeki mali yüklerin hafifletilmesi başta olmak üzere, etkin teşvik ve destek mekanizmalarıyla daha güçlü şekilde desteklenmelidir.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, aklımızdan hiç çıkarmadığımız ve toplumsal bir sorumluluk alanı olarak gördüğümüz üzere; gıda ve içecek sektörü yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, aynı zamanda toplum sağlığını, sürdürülebilirliği ve gelecek nesilleri doğrudan etkileyen stratejik bir sektördür. Bu bilinçle hareket etmeyi kararlılıkla sürdüreceğimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim.
TGDF ailesi olarak geçmiş Ramazan Bayramınızı kutluyor; gelecek vizyonda buluşmak üzere sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Demir Şarman
TGDF Yönetim Kurulu Başkanı