Regülasyondan Piyasa Düzenine Gıda Sağlık Çalıştayı gerçekleşti

Regülasyondan Piyasa Düzenine Gıda Sağlık Çalıştayı gerçekleşti

Regülasyondan Piyasa Düzenine Gıda Sağlık Çalıştayı gerçekleşti

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu’nun (TGDF) düzenlediği, sektör ve kamuyu bir araya getirerek mevzuat konularındaki sorunları masaya yatırmayı amaçlayan Regülasyondan Piyasa Gerçeklerine Gıda ve Sağlık Çalıştayı 20 Haziran 2018 tarihinde Ankara Point Hotel’de düzenlendi. 

Kamu, özel sektör ve akademiden geniş katılımla düzenlenen çalıştayda gıdalarda beslenme yönünden etiketlemenin renkli hale getirilmesi, gıdaların vitaminlerle zenginleştirilmesi gibi konular detaylı olarak incelendi. Mevzuat ve piyasa gerekliliklerine dair konular hem bilimsel, hem sektörel yönlerden incelenerek sorunlara ve sorulara cevap arandı.

Çalıştayın açılış konuşmalarını Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Nihat Pakdil ve TGDF Başkan Vekili Rint Akyüz yaptı.TGDF Başkan Vekili Rint Akyüz ise ilk defa sektör ve kamunun bu kadar geniş bir katılımla bir araya geldiğine dikkat çekti. Gıdalar konusunda Sağlık Bakanlığı’nın talepleri olduğunu belirten Akyüz, özellikle reklam yasakları gibi konularda kararların tüm paydaşların fikir birliği sağlanmadan alındığına dikkat çekti. Mevzuat oluşturulurken yapılan hataların daha sonra düzeltilmesinin zorluğuna dikkat çeken Akyüz sağlıklı ve dengeli beslenmenin yolunun yasaklardan değil, eğitimden geçtiğini ifade etti.

"Hiçbir gıdanın aşırı tüketimi tavsiye edilmez"

Dr. Nihat Pakdil, hangi gıdaların yenilip hangilerinin yenilmeyeceğinden ziyade, ne kadar yenilmesinin tartışılması gerektiğini ifade etti. Pakdil izlenmesi gereken yolun “acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan sofradan kalkmak” olduğunu söyledi. “Aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıdalar” ifadesinin hatalı bir sınıflandırmaya yol açtığını söyleyen Pakdil, hiçbir gıdanın “aşırı” tüketiminin tavsiye edilmediğine dikkat çekti. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın (GTHB) esaslı bir denetim programı yanında şikayetler üzerine sürdürdüğü incelemeler yoluyla gıda güvenilirliğini koruma konusunda ciddi faaliyetler gösterdiğini ifade eden Pakdil, son dönemde sıkça gündeme gelen yeniden yapılanma konusunda ise kendilerinin sahip olduğu bilginin Bakanlığın mevcut yapısının devam edeceği yönünde olduğunu belirtti.

“Obeziteden Beslenme Sorunlarına Kamu, Akademi, Sektör Bakışı”

Çalıştayın ilk bölümünde “Obeziteden Beslenme Sorunlarına Kamu, Akademi, Sektör Bakışı” tartışmasıyla başladı. Moderatörlüğünü GTHB Gıda Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Beykaya’nın yaptığı oturumun ilk bölümünde GTHB Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selman Ayaz, Obezite ile Mücadele Programı ve Bakanlık çalışmaları hakkında bilgiler verdi.

"Paydaşlarımızla sürekli istişare ediyoruz"

Sağlık Bakanlığının Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından taleplerine de değinen Ayaz, bu talepler arasında yer alan renkli ön yüz etiketleme, trans yağların elimine edilmesi, gıdaların zorunlu olarak zenginleştirilmesi gibi konuların paydaşlarla tartışılması gerektiğini belirtti.

Süt ve süt ürünlerinde D vitamini ile zenginleştirme

Çalıştayın süt ve süt ürünlerinde zenginleştirmeyi ele alan bölümünde özellikle D vitamini üzerinde duruldu. Konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Vural Gökmen ve Reyhan Parlak akademi ve sektörün görüşlerini dile getirdi. Ülkemizde D vitamini eksikliği sorunu yaşandığı ifade edilen bölümde sütün zenginleştirme için uygun olup olmadığı değerlendirildi.

"D vitaminimiz eksik"

Prof. Dr. Vural Gökmen, süt ve süt ürünlerinin D vitamini ile zenginleştirilmesi ile ilgili bilimsel perspektifi ortaya koydu. Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi olan Gökmen, ülkemize D vitamini eksikliği ve yetersizliğinin ciddi bir düzeyde, %85-90 oranında olduğunu ifade etti. Farklı ülkelerde uygulanan D vitamini zenginleştirme politikaları hakkında da bilgi veren Gökmen Türkiye için en uygun yollardan birinin ise UHT sütün zenginleştirmesi olduğunu belirtti.

Gökmen Sağlık Bakanlığının bu noktada kamu spotları ile kandaki D vitamini düzeyinin izlenmesi ve gerekirse hekim kontrolünde vitamin takviyesi konusunda farkındalık yaratma yoluna gidebileceğini söyledi. Modern gıda endüstrisinin geliştirdiği teknikler, uygulamalar ve ürünlerle gıda kökenli bulaşıcı hastalıkların giderilmesinde önemli rol oynadığını hatırlatan Prof. Vural Gökmen, bulaşıcı olmayan hastalıklar ile mücadelede de gıda endüstrisinin doğru çözümlere ulaşabileceğini söyledi. Gökmen okul sütü uygulamasının D vitamini ile zenginleştirmenin toplumdaki etkilerinin gözlenebilmesi için çok uygun bir ortam olduğunu belirtti.

"Ülkemizde süt tüketimi düşük"

Konu ile ilgili sektörel perspektifi ise TGDF Özel Beslenme Amaçlı Gıdalar İhtisas Alt Komisyonu (İAK) temsilcisi Reyhan Parlak ortaya koydu. Dünyadaki D vitamini zenginleştirme uygulamalarına değinen Parlak, bazı ülkelerde belirli toplum kesimlerinde doz aşımına neden olması yüzünden uygulamadan vazgeçildiğine dikkat çekti.

Doğru saatlerde 10 dakika güneşlenmenin gıdalar yoluyla alınabilenden çok daha fazla D vitamini üretilmesini sağladığını belirten Parlak, güneşsiz mevsimlerde D vitamini desteğinden bahsedilebileceğini, ancak bunun mutlaka doktor kontrolünde yapılması gerektiğini söyledi. Sütün teknik olarak D vitamini zenginleştirmesine uygun bir gıda olduğunu belirten Reyhan Parlak, ancak ülkemizde süt tüketiminin düşük olması nedeniyle belirlenen hedeflere ulaşılmasının da zor olabileceğini vurguladı.

Endüstriyel trans yağların elimine edilmesi

Çalıştayın endüstriyel trans yağların elimine edilmesi konusuna yönelik bölümünde dünyada ve ülkemizdeki durum, Prof. Dr. Aziz Tekin ve Ebru Akdağ tarafından dinleyicilere aktarıldı. Avrupa'da ve dünyada trans yağların elimine edilmesi amacıyla birçok uygulama denendiği kaydedilen konuşmalarda Türkiye'nin bu konuda diğer ülkelere kıyasla ileride olduğu tespiti yapıldı.

"Ülkemiz bu konuda önemli mesafeler kaydetti"

Oturumun “Endüstriyel trans yağların elimine edilmesi” başlıklı bölümünde Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Aziz Tekin konunun bilimsel yönünden incelemesini sundu.

Farklı ülkelerde yapılan uygulamalara değinen Tekin trans yağların oluşumunun engellenmesi için çeşitli yöntemlerin denendiğini, Avrupa’da ülke bazında trans yağ düzenlemelerinin olduğunu ifade etti. ABD’de “yasaklama” şeklinde bir uygulamanın 2018 yılında başladığını hatırlatan Tekin, Türkiye’de belirli düzeylerin üzerinde trans yağ içeren ürünlerin etiketlenmesi uygulamasına ise 2020 yılında geçileceğini belirtti.

"Türkiye trans yağ girişimleri konusunda lider ülke"

TGDF Katı ve Sıvı Yağlar İAK temsilcisi Ebru Akdağ ise konunun sektörel yönüne değindi. Türkiye’de trans yağ konusunda yapılan girişimlerin tarihsel akışı hakkında bilgi veren Akdağ, ülkemizin trans yağların azaltılması konusunda diğer ülkelere kıyasla oldukça ileri durumda olduğunu ifade etti.

Trans yağ konusunun odağında olan tüketiciye yönelik margarin sektörünün otokontrol girişimlerini aktaran Akdağ, gıda işletmecilerine yönelik üretimde de trans yağ oranlarının izlendiğini, ülkemizdeki ürünlerin neredeyse tamamının Dünya Sağlık Örgütü tavsiyesine uygun şekilde, toplam yağın %1’inden daha az düzeyde trans yağ içerdiğini söyledi. Akdağ sektörün bu konuda Sağlık Bakanlığı ile iletişiminde ise bazı kopukluklar olduğunu sözlerine ekledi.

Buğday ununda folik asit ve demir ile zenginleştirme

Çalıştayın “Buğday ununda folik asit ve demir ile zenginleştirme” başlıklı bölümünde bilimsel değerlendirmeyi Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi, Uluslararası Tahıl Konseyi (ICC) dönem başkanı Prof. Dr. Hamit Köksel yaparken sektörel bakış açısını ise TGDF Tahıl ve Baklagil Ürünleri İAK temsilcisi Dr. Mehmet Çetin Duruk sundu. Prof. Köksel buğdayın öğütülmesi sırasında yaşanan kayıplara dikkat çekerek ülkemizde çocuk, kadın, yaşlı toplum kesimlerinde ciddi vitamin ve mineral eksiklikleri gözlendiğini belirtti.

"Buğday unu ve ekmeğin zenginleştirilmesi gerek"

Ekmek tüketiminin yüksek olduğu ülkemizde bu gıdanın zenginleştirme için uygun bir araç olduğunu söyleyen Köksel, karışımın en doğru ve homojen şekilde yapılmasının un fabrikalarında mümkün olacağını ifade etti.

Köksel, zenginleştirme çalışmalarının hedef alacağı gıdaların özelliklerini; temel gıda olması, tüketicinin beğenmesi, zenginleştirmenin toplum sağlığı üzerine etkisinin bilimsel kanıtlarla desteklenmiş olması, tüketicinin yanıltılmaması, ürün raf ömrünün kısalmaması şeklinde sıraladı. En fazla un ihraç eden ülkelerden biri olduğumuz bilgisini de veren Prof. Hamit Köksel, ihracat yapılan ülkelerin önemli kısmında zenginleştirmenin zorunlu olduğunu, bu nedenle sanayicimizin halihazırda zenginleştirme için gerekli teknolojiyi kullandığını söyledi.

"Folik asit hayat kurtarıyor"

Dr. Mehmet Çetin Duruk ise zenginleştirme konusundaki konuşmasına iyotlu tuz örneği vererek başladı. Ekmeği zenginleştirmenin yollarından birinin dışarıdan vitamin ve mineral eklemek olduğunu belirten Duruk; tam tahıl kullanımı, ekmeğe ayçiçeği tohumu, susam, çavdar gibi farklı tahılların ve yemişlerin katılması ile de zenginleştirme yapılabildiğini ifade etti.

Eskiden 6-24 ay arası çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi görülme sıklığının %90’larda olduğunu belirten Duruk, gelir artışı ve farklı gıdaların tüketimi ile bu düzeyin düştüğünü, ancak yine de yüksek olduğunu söyledi. Türkiye’de ciddi oranda folik asit eksikliği de olduğunu belirten Dr. Mehmet Çetin Duruk, bunun yeni doğan bebeklerde görülen bir sakatlık olan spina bifida riskini artırdığını, bu nedenle her iki zenginleştirmenin de yapılması gerektiğini vurguladı.

Gıda etiketlerinde uygulamalar, avantajlar, dezavantajlar

Çalıştayın öğleden sonraki oturumunda gıda etiketleme sistemleri ile çeşitli ülkelerin uygulamaları masaya yatırıldı. Moderatörlüğünü Kodeks Daire Başkanı Selman Ayaz’ın yaptığı oturumda ilk konuşmayı TGDF Etiketleme İAK temsilcisi Adem Sararmış Yaptı.

"Etiketleme konusunda AB raporunu beklemeliyiz"

İngiltere, İskandinav ülkeleri, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan etiketleme sistemleri konusunda bilgi veren Sararmış, çeşitli uygulamaların olumlu ve olumsuz yönlerine değindi. Özellikle bazı gıda bileşenlerinin gıdadaki yoğunluklarına göre yeşilden kırmızıya değişen renklerle gösterilmesi uygulamasındaki sorunlara dikkat çeken Sararmış, yeterli bilimsel altyapı sağlanmadan uygulamaya geçilmesinin tüketiciler ve üreticiler üzerindeki etkilerinin kestirilemeyeceğini belirtti. Halihazırda Avrupa’da ve Türkiye’de en yaygın şekilde kullanılan Günlük Karşılama Miktarı uygulamasının zorunlu olmasının sektör tarafından da desteklendiğini belirten Adem Sararmış, tüketicilerin gıda etiketlerini okuma ve değerlendirme konusunda yeterince bilgi sahibi olmasından sonra renkli etiket gibi uygulamaların konuşulabileceğini değerlendirdi.

"Yasaklar yerine tüketici eğitimi gerekli"

Daha sonra konunun bilimsel perspektifine ışık tutmak üzere kürsüye gelen Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Halil İbrahim Zeytin, ülkemizdeki etiket algısının detaylarının verildiği bir sunum yaptı. Toplumun %28’inin ambalaj bilgilerini yetersiz bulduğunu söyleyen Zeytin, tüketiciler arasında gıda içeriğine en fazla dikkat eden kesimin 30-44 yaş arası grup olduğunu ifade etti. Zeytin yeterli ve dengeli beslenme amacıyla yapılan yasakçı iletişimin umursamazlık tepkisi doğurarak özellikle ters etki yaratabileceği konusunda uyararak yasakçı politikalar yerine tüketici eğitiminin daha olumlu sonuçlar vereceği tespitinde bulundu. Zeytin bu tespitini halihazırda tüketicilerin %28’inin enerji ve besin öğeleri tablosuna hiç bakmadığı, %45’inin ise nadiren baktığı verisiyle destekledi. Tüketicinin gıdalar hakkında bilgi edinmek için en sık kullandığı kaynağın gıda ambalajı olduğunu ifade eden Zeytin, güven konusunda aynı durumun geçerli olmadığını vurguladı. Araştırmada yer alan tüketicilerin yarısının ambalajlar üzerindeki tabloları anlaşıl bulmadığını, yazıları okunamayacak derecede küçük bulduğunu, E kodları ve kimyasal isimleri gibi içerikleri anlamadıklarını ifade eden Zeytin, tüketicilerin bu konularda bilgisinin artırılması gerektiğini, gıda etiketlerinin tüketici gözünde bir kılavuz konumuna getirilmesi gerektiğini söyledi.

"Sektör daha katılımcı olmalı"

Çalıştayın son konuşmasını yapan TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik ise sektörün faaliyetleri üzerine yoğunlaştı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, özellikle de Gıda İşletmeleri ve Kodeks Dairesi’nin etiketleme ve tüketici bilgilendirme konularında sürekli iyi niyetli çalışmalar içerisinde olduğunu, bu çalışmalara sektörün katılımının ise yeterli düzeyde olmadığını belirtti.

Yakın zamanda gıda ve sağlık politikalarının iç içe geçmeye başladığını, bu dönemde sektörün tartışmaların teknik boyutuna yeterli katkı sağlayamadığını ifade eden Menlik, önümüzdeki dönemde de maliye ve sağlık politikalarının yakınlaştığı, bu durumun çeşitli gıda bileşenlerine ve işletmelere yönelik vergiler olarak gıda zincirine yansıyacağı uyarısında bulundu. İlknur Menlik, gıda sektörünü etkileyecek kararlara yönelik çalışmalardan çıkacak sonuçların teknik yönünün eksik kalmaması açısından tüm gıda derneklerinin gündemdeki konuların takipçisi olması gerektiğini vurguladı.

Çalıştay dinleyicilerden gelen sorulara cevap aranan konuşmalarla son buldu.

 

İlgili Yazılar

Close